Günahımı Madenciye anlatabilirdim diye düşünüIüyor, bir tek ona anlatabilirdim. Çünkü ağızda hapsolmuş kelimelerle, ağızdan çıkmış kelimeler arasında fark var. Gömdüğü günahından doğan her kelimenin ağızdan çıktıkça kelebeğe dönüştüğünü hayal ediyor, başının çevresinde bu kelimelerden yüzlerce kelebeğin uçuştuğunu. Ayfer Tunç
( Dünya Ağrısı - 249 )
( Dünya Ağrısı - 249 )
Madenci yok ya on gündür -belki on beş, belki yüz on beş gündür, kaç gün oldu bilemiyor artık, zamanı bir yerlerde kaybetti- zaman, Mürşit’in içinde, karanlığa uzanan ışıksız bir tünelde kayboldu. Zaman kaybolup giderken kelimeler içinde birikti, artık ağzına sığmıyor, taştı taşacak. Suskunluk sağlam bir baraj, kelimeleri tutuyor, kelimeler içinde kaynaşıyor bu yüzden, boğazını tıkıyor, ağzının duvarlarına çarpıp duruyor. Bir tek Madenci anlıyordu onu, kelimeden kelimeye giden tek yol onunkiydi. Madenci olmayınca kelimelerin kimsesi kalmadı. Ayfer Tunç
( Dünya Ağrısı - 238 )
( Dünya Ağrısı - 238 )
Madenci, Mürşit’e baktı, düşünceli gözlerle. Bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açmıştı, sanki bir araya gelmek istemeyen kelimeleri toparlamaya çalışıyordu. Ama derin bir nefes almakla yetindi. Mürşit tuhaf bir şey hissetti, sıcak ama ağrılı, hakiki bir dostluk duygusu. Olgunlaşınca kendiliğinden dalından kopan bir meyve gibi, derin bir acı düşecek aralarına, kelimeler halinde. Zamanı gelince. Bu kelime selinden sonra, birbirlerini bir daha hiç görmeyecek olsalar bile aynı şehirlere düşmüş ikiz kardeşler gibi, birbirlerini hissedecekler. Ayfer Tunç
( Dünya Ağrısı - 105 )
( Dünya Ağrısı - 105 )